Bilyeler



Hangimizin hatırasında yoktur ki bir renkli bilyenin peşinden koşarken yaşadığımız heyecan ...

Kışın, karı kürünmüş toprak damlarda oynanırdı en çok. Evin sahibi itiraz etmezdi bu işe çünki üzerinde gezildikçe damın ıslanmış toprağı sıkılaşır ve su geçirgenliği azalırdı. Bir de kasaba içindeki toprak yollarda. Kışın o kapanık, sıkıcı günlerine bir çözümdü bu. Yaşını başını almış büyüklerimizin bile oynaması işe ciddiyet katardı. Bir liralar dikilirdi ortaya oyuncu sayısı kadar. Kocatepe'ye çıkan Atatürk'lü ikibuçuk lira pek nadir görünürdü ortada. Hele şaha kalkmış atının üstünde duran Atatürk'lü beş lirayı görmek mükün değildi. Bu çeşidi başka yerlerde de oynanır mıydı bilmem ama bu kumarın ötesinde bir masumiyet arzederdi çocuk zihinlerimizde.

Evet, herkesin hatırasında yuvarlanan bir bilyenin bestelediği bir şarkı çalınır mutlaka ...

Rüya

Aynı rüyanın içinde miydik, gördüğümüz mü aynıydı ?
Rüzgar, buğday başaklarını tarıyor tel tel, ağaran saçlarımızdan çok.
Hep o gözlerin izleri dolanıyor ayaklarımıza. Eskitilmiş, anlatıla söylenile, hikayeler. Gökyüzü ha yağdı ha yağacak.

Bir bardak çayla kapısından girdiğimiz, geniş ufuklar ve geniş zamanlara dair sohbetleri özlüyorum.
Kendini bırakmalı insan, bir sıcak sohbetin kucağına.
Bir yaz akşamı, geniş toprak damlı ya da tahta çardaklı; dut, söğüt ya da akasya ağaçlarının hışırtılı şarkısına
Toprağa ve buğday kokusuna yakın bir yatağa uzanır gibi yaz gecelerinde.
Toprağa, yıldızlara ve ağustos böceklerinin sesine bırakmalı.
Bir anne sesine,
Bir anne sıcaklığına,
Bir anne rüyasına,

Aynı rüyada mıydık, aynı anne rüyasında ...?

Özet'le

Özet'le
Özet'le

Geniş bir salonun yarı aydınlık koltuklarında programın başlamasını bekliyorum. Aramızda iki koltuk var, birinde bir bayan oturuyor, yaşlı adama yakın ve konuşuyorlar. Etrafı gözden geçiriyorum çekecek bir şey bulur muyum umuduyla. Önemli bir yazarı anma sempozyumundayız.
Konuşkan. Elindeki broşürlere bakarak yakınıyor sürekli, belli ki mükemmeliyetçi. Feleğin çemberinden geçmiş bir hali var. Birazdan konuşulacak olanlardan daha fazlasını biliyor olmanın rahatlığı oturuşuna bile sinmiş adete. Gözüm ayaklarındaki dağcı ayakkabılarına kaydığı sırada soruyor;

- Neden çekiyorsun ?
Beklemediğim bir soru. Duraksıyorum. Bu aksi ve zor beğenen ihtiyara kuracağım cümlelerde titizlik göstermem gerektiği hissine kapılıyorum.

- An'ları paylaşmayı seviyorum.
İkna olmuş bir yüz ifadesi yok. Dik ve derin bakışlar atıyor bana doğru. "Zamane"nin zıpırlıklarına soğuk bir duruş sergiliyor sanki. O sırada basıyorum deklanşöre.
Salon dolmuş, spiker girizgâhını yapıyor. Gözümde kendi ihtiyarlığım canlanıyor nedensiz yere ...

Hayattan Anlık Paylaşımlar



Sabah, bahar ve ışık süzülüyor pencereden odaya. Süzülüyor odaya ve mahcup bir eda ile imza föyünü koyuyor önüme. Adını hatırlayamadığım birinin karşısında yaşanılan o tatsız  tedirginlikle;
-"Adını unuttum yine ben."  diyorum.
- "Erdağ"
- "Neden Erdağ koyarlar ki bir kızın ismini ?"  Daha önce neden merak etmedim hikayesini diye geçiriyorum içimden, bir yandan da. Hikayeyi bilsem unutmam mümkün değil çünki.
Gerçekten garip geldiği için sormuştum bunu. Gözleri bir an daldı, çok eskilerden buruk bir hatırayı yâd eden insanın gözlerindeki derinlikle,
- "Amcamın sevdiği kız koymuş adımı. Amcamın adı Erdal, kavuşamadan vefat etmiş amcam. O da benim için; "erkek olursa Erdal, kız olursa Erdağ " demiş."
Hayatın sıradan akışına, baharın güzel sabahına düşen bu an, diğer duygulardan öne çıkıverdi hemen.
- Ne oldu sonra o kıza ?
- Uzun süre evlenmedi ...
Bu çocuğun yüzündeki hüznün hikaye ile bir bağlantısı var mı? diye düşünmeye başladığımda çoktan çıkmıştı o.

Günaydın

Günaydın ...uzun süre kullanmadım bu hitabı. Yorgun kent insanının öylesine, samimiyetten uzak, nezaketen sunduğu bir dilek gibi göründü bana ki öyleydi de biraz. Dua etmiyordu, iyilik dilemiyordu, esenlik sunmuyordu. Selamın o yürek ferahlatan genişliğinden, coşkusundan, mütebessim yüzünden eser yoktu.Bir hava durumu spikerinden öteye geçmiyordu sesim, "Günaydın" derken.

Şimdi kullanmak zorunda kalıyorsam, yanına minik bir tebessüm ilave etmeye çalışıyorum, ısıtsın diye aydınlığını bildirdiğim günü. Ve günaydın diyen insanların gözlerine bakıyorum aynı ışıltıyı görebilmek için.

"Çayından iri bir yudum al ve seyrine dal aşık olduğun şehrin" diyorsun. Seyrediyorum elbette ama marifet şehirden ötede.


Kalbinde aşk yoksa, dışında Mekke olsa neye yarar ...

Konular

Fotoğraf Altı Yazıları

Eski Defterler

Diğer Yazılar

Son Yorumlar

Yazarlar

Linkler

Blog Arşivi